ZİHNİN İŞGALİ

Ümitsizliğin ve dağılmışlığın üzerine; “Büyük ve Birleşik Rusya”nın âli menfaatlerine ve pek tabi ki bu yüce aşkın(!) bedeli kişisel kazanımların bekasına uygun olarak tasarlanmış, varlık sebebi ve tarihsel duruşu tarumar olmuş bir yığın inşa etmek adına, geçmişimize ait zihnimizde uyanan her bir kelimeyi, kalplerimizde köklerimize uzanan her bir izi, yenisiyle değiştirme yöntemidir zihnin işgali.

•   •   •

Bu iki kelimeyi planlı bir niyeti aşikâr kılmak için ilk kez iki yıl önce kullanmıştım. O zaman daha çok Marje mail grubunda yazıyordum. Bu sebeple bazı anekdotlar kimilerine tanıdık gelecekken, bazıları için oldukça yeni sayılabilir.

Diaspora örgütsüz, güçsüz ve yılgındır. Diaspora kendi topraklarından uzakta, dillerinden yoksun ve bin parçadır. Diaspora bağrında yaşadığı ülke rejimlerinin, milli varlığı aleyhine geliştirdiği politikalara karşı tepkisiz ve yetersizdir. Diaspora kendi potansiyelinden bihaber olmakla beraber, bu büyük kütlenin, diaspora sıfatına sahip oluşu dahi şüphelidir.

Öyleyse, ne yapmalı?

Cevap ışık hızıyla yetişir: “Anavatana Dönün!” Sadece bu kadar.

Peki… Yukarıda merhametle kaleme alınarak özetlenmiş dört cümlelik ahvale sabitlenen ve geleceğe dair söz konusu tablonun karanlığından başka hiçbir şey söyleyemeyen mikro milliyetçi cenah, eğer gerçekten samimiyse, onlarca/yüzlerce/binlerce kişilik bir kitlenin hangi güç ve inanç etrafında kenetlenerek, hangi plan ve program dahilinde coğrafya değiştireceğini düşünüyor?

Eğer bu verili/yukarıda yazılı durumu esas alıyorsak, işte tam bu noktadan sonra yazılacak her bir harf zarar ziyan demektir.  Yok, eğer esas almıyor ve her şeye rağmen bu çarkı tersine döndürmek için mücadele etmenin ve vatana dönüş için de basiretli bir güç ve inanç sahibi olmanın gerekliliğine inanıyorsak; bu ahvalin durmaksızın başımıza kakılışı, kalkan perdenin altından Lubyanka’nın soğuk gülümseyişi olarak görünecektir gözlerimize.

Soluk almaksızın kendini tekrar eden ve Kazaklaştırılmış Kafkasyalıların sanal stanitsalarında kendine güvenli bir alan yaratan bu söylemle artık kendi köklerine karşı acımasızlaştırılmış, daha fazlasını istemek bir yana, bunu hayal dahi edemeyip ancak cellâdından rahmet bekler hale getirilmiş olanların temelinde iyi niyetli fakat naif çıkışları müstesna; hemen yukarıdaki paragrafın iddiasından duyulacak şüphe safdillikten başka bir şey değildir.

Kendilerine gerçekçiliği zemin aldıkları görüntüsü veren Rusofil zihniyet, “vatana dönüş” idealinin Rusya’nın ve Türkiye’nin katkılarıyla gerçekleşebileceğini öne sürüyor. Bu sebeple diasporadan Rusya politikalarına karşı geliştirilen her eylem ve söylemin bu idealin başarı şansını azalttığını iddia ediyor.

Bu nasıl bir gerçekçiliktir?

Sınırları dahilindeki Müslüman halkların Türk kimliği potasında asimile edilmesi politikasını seksen yıldır değişmeden istikrarla uygulayan Türkiye Cumhuriyeti, sayıları milyonlarla ifade edilen Adige ve Abhaz halklarının kimlik bilincinde esaslı bir diriliş yaratacak, köklerine dair büyük bir motivasyon ve sorumluluk duygusu uyandıracak bir desteği “olası dönüş organizasyonuna” -diyelim- hangi yöntemle ve neden verecek? Gerçekten buna verilecek doyurucu bir cevap var mı merak ediyorum.

Bu saçmalığın küçük kısmı… Gelelim Rusya Federasyonu’nun Adigelerin dönüşüne yapacağı katkıya (!)…Absürtlüğün boyutları, yazmaya devam ederken insanı zorluyor; nerden başlanır, nasıl ifade edilir?

Adige topraklarının dört bir yanını, Kafkas-Rus savaşlarındaki üstün başarıları(!) sebebiyle isimlerini ebediyen yaşatma borcu hissettikleri Yermolov, Lazarev, ünlü “Çerkes kafatası” koleksiyoncusu Zass, anıtında yazdığına göre 1840 yılında“Rus silahının şanı” için ölen Osipov gibi katillerin büstleriyle süsleyen faşist zihniyet, kime, nasıl bir söz veriyor?

  

General Yermolov (Stavropol) ve Amiral Lazarev (Psışuape/Lazarevski) Büstleri

 

General Zass’ın (Armavir) Büstü Önünde Poz Veren Kazaklar

 

Yerleşim yerlerinin isimlerini yine pek çok komutanın adı ve Apşeronski, Navaginski, Erivanski ve Mingrelski gibi askeri alayların isimleriyle değiştiren soykırım suçlusu Kremlin iktidarı, Kafkasyalılara bizim göremediğimiz neyi vaat ediyor?

Bunun sıkça demagoji malzemesi yapılan onur ve şeref gibi kavramlarla alakası yok. Statükoya hizmet eden ve baştan aşağı mantıksızlık üzerine kurulu bir söyleme dikkat çekmekten başka bir şey değil yaptığımız.

Merak ettiğim küçük bir mesele daha var. Uğruna ömürlerin adandığı söylenen “dönüş” adına bu zamana kadar atılmış hangi adım ya da kurulmuş nasıl bir sistem mevcuttur? Diasporanın en kalantor isimleri bünyesinde yer alan ve elli küsur derneğin toplamı olduğu iddia edilen anlı şanlı Kafkas Dernekleri Federasyonu -bizim deyimimizle federaller- ya da sanal stanitsa CircassianCanada web sitesi (CC), bu zamana kadar bu konuda hangi taşın üstüne taş koymuşlardır? Kaç kişi bavulunu hazırlamaktadır ya da bavulunu hazırlamakla kalmayanlar -sağ olsun- Dzıbe Osman Topal’ın hazırladığı ve federallerin sitesinde yer alan “Gider Kalemleri”nde bahsedilen işlemleri nasıl gerçekleştirecektir?

OVIR nerededir? Kime sorsak gösterir mi? Kan, narkotik, akciğer, zührevi hastalık analizleri nerede yapılır? Dönüş şövalyelerini diasporanın Adigece ve Rusça yeterliliği konusunda hangi vicdansız bilgilendirdi? Saygıyla andığım Bereko Mehmet grip olup evinde yatarsa B planınız nedir? Dalga mı geçiyorsunuz?

“Gider Kalemleri”nde pasaport memuru için düşülmüş küçük bir not var: “Kafkasyalı kimliğinizi sergileyecek her türlü eşyadan, rozetten, kolyeden kurtulun.”

Ey benim temsilcilerim(!), kaçımızı saklayabileceksiniz?

Bu soruları gerçekten can sıkacak kadar uzatabilirim çünkü Kafkasya’da attığım her adımda, tartışılmaz bir gereklilik olarak gördüğüm ve inandığım “vatana dönüş” penceresinden de baktım ve gördüklerim hiç de iç açıcı değildi. Yani bu absürtlüğün karşı ucu olan “dönüşün öncelikli şartının Kafkasya’da güçlü bir devletin kurulması olduğunu” ileri sürenlerle bu noktada hiçbir yakınlığım yok. Bu mücadelenin Abreg Almir’in deyimiyle “artık dönüşçülük gibi bir derdi olmayan” DÇB gibi sözde milli kurumlarla değil, halkın özgür iradesini yansıtan ve samimi kaygılar taşıyan kadrolarla ve hatta Rusya içerisindeki demokratik güçlerle gerçekleşecek dayanışma sonucu kazanım sağlayacağına inanıyorum. Vatandaki yerel oligarşiyi Necdet Hatam’ın tabiriyle “anavatan insanına” eşitleyen ve diasporanın her adımının bu oligarşinin süzgecinden geçerek atılması gerektiğini savunanların, 144 yıldır yanan bu ateşi hangi noktaya taşıdığı ortadadır. Sanki ortada özgür ve baskıdan bağımsız bir ortam varmış gibi Kremlin’den belirlenen yerel idarenin Kafkasya’daki soydaşlarımızın iradesini yansıttığı dile getirilerek neyin amaçlandığı da aşikârdır. Oysa bazı konularda birbirinden farklı da düşünebilen Musa Şenibe, İbrahim Yağan, Valeri Hatajuko, Abreg Almir, Murat Berzeg gibi sivil mücadelenin önemli muhalif aydınları da Kafkasya’da yaşıyorlar ve onlar da “anavatan insanları” ve her fırsatta diasporaya halklarımızın kısıtlanan hakları için sesimizi yükseltmemiz, bu mücadeleyi vatanda sürdürenlerden desteğimizi esirgemememiz için çağrıda bulunuyorlar. Üstelik kimse dönüş hedefini gerçekleştirenlerin her birini birer “Necdet Hatam” zannetmesin. Öyleyse herkes istediği çağrıya kulak vermekte özgürdür: Patronları Moskova’da oturan Kazaklaştırılmış Kafkasyalılara ya da sadece halkına hesap verme sorumluluğu duyanlara…

 

- SPOT -

Kafkasya Forumu: Diasporada ki faaliyetlerin Kafkasya’ya olan etkisiyle ilgili somut bir örnek verebilirmisiniz?

Murat Berzeg: Tabi ki. Eğer Diaspora sesini yükseltmeseydi bugün cumhuriyetimizi ortadan kaldıracaklardı. Krasnodar’a bağlayacaklardı. Korktukları biz değiliz. Diasporadır. Bizim hareketimizin büyük bir önemi var. Diaspora’nın bize vereceği destek, bizim olası başımıza gelecek bir şeyde konulacak tepki bizi ayakta tutar.

Murat Berzeg Söyleşisi, 22-23 Mayıs 2007 Maykop-Adigey Cumhuriyeti

 

Bunlar partizanca bir yaklaşımla mikro milliyetçi muarızlarımıza yönelen saldırılar değil. Özellikle dönüş konusunda yapılacak eleştirilere Birleşik Kafkasya hareketi de muhataptır. Derdimiz, gerçekçilik ve dönüşü paravan ederek Kafkas diasporasını pasifize etmek isteyenlerin niyetlerini ifşa etmektir. 

Vatana dönmek gerektiği konusunda şimdiden yüzlerce tekrarı olan ve itiraz edeni de bulunmayan sayfalar dolusu yazı yazmak yerine pratikte bir karşılığı olan adımlar atacaklarına dair en küçük bir inancım yok ne yazık ki. Üstelik bunu, programını Rusya ve Türkiye’nin ataları sürgün edilmiş Kafkasyalıları insanlık namına/amme hizmeti niyetine/Çerkes kültürünü çok sevdikleri için… Kafkasya’ya taşıyacağı üzerine kuranlardan beklemek, trajik bir sahne yaratırdı. Üzülerek yazıyorum ki, çok sevdiğim ve saygı duyduğum insanlar var bu sahnede. Allah aşkına, on ay önce yapılan başkanlık seçimlerindeki tanıtım broşüründe şu an vatanda yaşayan mevcut soydaşlarımızı Güney Kafkasya’ya yerleştireceğini, daha açık bir ifadeyle bölgeyi yerli halklardan sürgün yoluyla arındıracağını söyleyen ırkçılığıyla ünlü Jirinovski’nin Duma İkinci Başkanı olarak katıldığı “Dünya Rus Hemşerileri Konferansı” bize nasıl bir çözüm sunabilir? Federallerin haberine göre, adam bir de utanmadan “yurt dışındaki hemşerilerin, sorunlarını bize bildirmesi gerekli, aksi takdirde bizler bunları bilemeyiz” demiş. Şimdi buna ne denir?

Federaller derken de, bu sisteme sözde bir meşruiyet sağlayan kelle sayısından başka bir şey ifade etmeyen taşra derneklerinin mensupları alınmasınlar, kastedilenler bu politikalara yön veren tepe kadrodur. “Malum, Kafkasya ile ilgili tüm konularda biz Rus elçisiyle belirli zamanlarda çalışmalarımızı aktarmak, dileklerimizi aktarmak durumundayız” diyen Cihan Candemir ve Adana derneğinde Dağıstanlı bir akademisyenin “Hep Abaza, Adige diyorsunuz. Kafkasya’da başka halklar da var, neden onlardan bahsetmiyorsunuz?” sorusuna cevap olarak “Adige ve Abhazların dışındaki diğer Kafkasya halklarının bizim için Türklerden ve Araplardan farkı yoktur” diyen Ömer Aytek Kurmel ve benzerleridir kastedilenler…

Aralarındaki önem arz etmeyen anlaşmazlıklara rağmen CC’nin federallerin koçbaşı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Toprakları ellerinden alınmış ve vatanlarından edilmiş Kafkasyalıların kontrol altına alınamayan tek kaleleri onlara umut, mücadele azmi ve bağlılık aşılayan hafızaları, zihinleridir. İşte bu işgalle beraber diaspora artık “dedeleri bir vakitler Kuzeydoğudan” gelmiş olanlar olarak Putinizmin üniter Rusya’sı için baş ağrıtmayan nostaljik bir öğe halini alacaktır. Bazı kavramları, cümleleri, tarihsel olayları normalleştirme ya da unutturma veya yerine başka söylemler yerleştirme yöntemi sıkça kullanılan bir taktiktir.

Başka hangi mantıkla, yüz binlerce Çeçen’in sürgün edildiği, acıları hala taze olan 23 Şubat gününde ana sayfadan, bu katliamın ve Koşhable (1918) ve Gobekoy (1918) başta olmak üzere binlerce kişinin öldürüldüğü sayısız facianın müsebbibi Kızıl Ordu’nun kuruluş yıl dönümü kutlanabilir?

Abhazları, 1992–1993 savaşı sırasında sistematik etnik temizlik yapmakla suçlayan ve baştan aşağı Gürcistan dezenformasyonu olan “Bessarion Guguşvili” imzalı yazıyı, zaferi sözde Rusya desteğine bağlayan iddiası sebebiyle dizi halinde yine ana sayfadan yayınlayanlar, hangi amaçla bu iftiralara kürsü oldular? Başta Necdet Hatam tarafından dillendirilen bu iddia, Vladislav Ardzınba, Stanislav Lakoba, Givi Agırba ve benzeri isimler tarafından açıkça yalanlandığı halde, “Büyük Abi”ye sebepsiz bir minnettarlık duygusu yaratmak adına sıkça öne sürülür.

Yine başka bir yazarı tarafından site forumunda, Abhazya işgalinin başlangıcında Şevardnadze’nin açıkça suç ortağı olan ve ellerindeki on binlerce Çeçenin kanıyla ölen Boris Yeltsin için açılan taziye başlığının anlamı nedir?

Neden Rusya Federasyonu halklarımızın ortak vatanı kabul edilir? St. Petersburg’u bir Kafkasyalıya vatan kılan nedir? Bir Adige ve bir Dağıstanlı arasında Kuzey Kafkasya merkezli konfederal bir birlik için bulunamayan hangi bağ, Moskova merkezli federal birlik için bulunabiliyor?

Peki ya iki yıl önce Fahri Huvaj imzasıyla Marje mail grubunda yayınlanan bu pasaja ne demeli:

“Unutulmamalıdır ki, Rusya Federasyonu, ulusal-kültürel haklar konusunda dünya genelinde çağdaş uygarlık düzeyini temsil edebilecek birkaç temel uygulamadan birini, belki İsviçre’den sonra ikinci sırada örnek gösterilebilecek bir uygulamayı ve anlayışı temsil etmektedir. Slav şovenisti küçük bir marjinal grup dışında genel olarak Rus halkı, özellikle 1917 sonrası dönemden itibaren şoven duyguları önemli ölçüde geride bırakmış, halklara ve haklarına saygı gereğinin bilincine varmış, farklılıkları birer zenginlik olarak görebilmeyi başarabilmiş bir halktır.”

Kabardey-Balkar’ı Zafer(?) Takı ile taçlandıran ve yüzlerce yıllık direnişi “tebaanın Çarına isyanı” kılan 450. yıl kutlamaları ise apayrı bir önem arz ediyor.12 Nisan 2007’de düzenlenen Dünya Çerkes Birliği toplantısını diasporaya duyurmayan federallerin sıkıntısı Kafkasya Forumu’nun ele geçirdiği toplantı kararlarının ardından anlaşıldı. 450. yıl kutlamaları için öneriler sıralayan DÇB yönetimi, vatansever aktörlerin zorla devre dışı bırakılarak örgütü aparatçiklerin ellerine teslim eden 2000 senesindeki olaylı kongrenin çizgisinden sapmadıklarını efendilerine göstermek için iyi bir fırsat yakalamışlardı. Toplantıda bulunan Türkiyeli federal delegelerin bu önerilere ne cevap verdiği, isyancıların(!) torunlarını nasıl temsil ettiği hala bilinmiyor ama gelen tepkiler federalleri bu konuda açıklama yapmak zorunda bıraktı. Koçbaşları biraz daha zorlamalıydılar kapıları, diaspora skandallara daha fazla alışmalı ve sinir uçları duyarsızlaşmalıydı.

Aniden “Anaya İhanet” tartışmaları geliyor insanın aklına. 2001 yılındaki 21 Mayıs törenlerinde KAF-DER bünyesinde oluşturulan tertip komitesi, sürgün dans ederek de anılır diyerek yeni bir bakış açısı kazandırmak istemiş ama muvaffak olamamıştı. İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği Gençlik Komisyonu imzasıyla yayınlanan “Anaya İhanet” yazısı, hevesleri kursakta bırakmıştı. Yedi yıl sonra ise Nalçik’teki törenler her zamankinden daha büyük bir kalabalıkla gerçekleştiriliyordu. 21 Mayısların resmi anma günü olmaktan çıkartılıp içeriğinin yumuşatılacağına dair yapılan toplantının bilgileri kamuoyuna sızdırılmış ve klasikleşen nabız yoklama yöntemi için izlemeye geçilmişti. Toplum daha hazır değildi ve toplantı iddiaları inkâr edildi.

Necdet Hatam sözcülüğüyle “tarihin konjonktüre göre yeniden yazılabileceğini” savunan bu cenahın en iri koçbaşı Hafitze Muhammed iki yıl önceki 21 Mayıs anma törenlerinde, “Rus-Kafkas savaşlarının sonuçlarını olumlu olarak değerlendirdiğini ve Adige halklarının, kültür ve ekonomik gelişimlerine katkıda bulunduğu için Rusya'ya minnettar olduklarını” söyleyerek tarihi esaslı biçimde tekrar yazmıştı. Federallerin yalanlama telaşına girmelerine müteakip, konuşma sırasında orada olan ve olayı doğrulayan Valeri Hatajuko ayrıca Hafitze Muhammed’in “diasporanın da Rusya’ya minnettar olduğunu” söylediğini belirtmişti. Şimdi kim utansın, sözün sahibi mi, ona bu cesareti verenler mi?

İbrahim Yağan’ın üç yıl önceki tespiti körler ve sağırların birbirlerini nasıl ağırladıklarını gösteriyor:

“Kafkasya’ya sadece turistik gezi amacıyla gelenler ve tanıdık ve akrabaları tarafından varları yokları ortaya konularak ağırlanan insanlar ne acıdır ki, bunların çoğunu anlayamadan oradan ayrılıyorlar. Oradaki idarecilerin çeşitli vesilelerle davetlisi olarak gelen gerek resmi ve gerekse sivil toplum kuruluşu durumundaki bazı dernek çevrelerine de zaten idareciler tarafından bu olumsuzluklar gösterilmiyor ve ne yazık ki bu gibi insanlar da zaten ya bu durumları görmek istemiyor veya görseler bile bir türlü bunları kabullenmek istemiyorlar. Ancak oradaki idarecilerle kadeh tokuşturup mükellef ziyafet sofralarında eğlendikten ve Kabardey’in tarihi ve turistik yerlerinde birkaç gün gezdirilip misafir edildikten sonra Türkiye’ye dönen bu insanlar eminim ki oraların ne kadar güzel olduğunu anlata anlata bitiremiyorlardır. Elbette Kabardey, Kafkasya çok güzel bir vatan. Bunda hiç şüphe yok. Ancak oraları kirletenler ve gittikçe kötü bir hale getirenler var. Bunun da bilinmesi ve çaresinin düşünülmesi gerekiyor.”

Her şey, Kremlin bizi daha fazla sevsin diye yapılıyor sevgili isyancı(!) torunları… Vatanımıza medeniyet getirdiği yetmediği için, peşimize adam takıp sürgün coğrafyasında da medeniyetinden mahrum etmiyor bizleri. Bize de buna layık olmak düşer… Ama az kaldı, bizi çok sevecek… Kuzey Kafkasya halklarının yolları artık birbiriyle kesişmez olduğunda, milyonlarla değil yüz binlerle ifade edildiğimizde, “anavatan insanının” yerel oligarşiyle aynı anlama geldiğini kabul ettiğimizde, Kamçatka’yı vatan, Kızıl Ordu’yu tarihsel mirasımız olarak gördüğümüzde, 21 Mayıslarda daha bir umutla, sevgiyle, neşeyle piknik yaptığımızda, tarihin gördüğü sayılı katillere saygılar sunarak her fırsatta teşekkür edip, öldüklerinde taziye defterleri açtığımızda… celladımız bizi çok sevecek. Daha doğrusu; bizden geriye ne kaldıysa…

Seksen yedi yıl öncesinden ibretlik bir biçimde bugüne ışık tutan ve unutulup gitmesini istemediğim için yukarıda özellikle yer verdiğim bazı pasajlar gibi tekrarlamaktan memnuniyet duyduğum, Fetgerey Şöenü’nün cümleleriyle bitiriyorum:

“Bunlar; Çar saraylarının cilalı parkeleri üzerinde çın çın çınlayan 'altın kakmalı' mahmuzlarının çıkardığı çıngırtıyı hala kulaklarından silemeyen bu ‘Çar’dan çok Çarlığa tapınanlar’, son hareketleriyle insanlık âlemine bir kez daha ilan etmiş oldular ki, özgürlükten, bağımsızlıktan çok, kara kartallı Çar armalarının dilini söylerler. Başka dil anlamazlar. Altın, sırma, haşmet ve debdebe vicdanlarını bir örümcek ağı gibi bütünüyle sarmıştır(…)

İşte bu şeyler hep o eski Rus terbiyesinin, Rus yayınlarının, telkinlerinin, Rus nifakçılığının, kendi yıkılışından sonra bile verdiği ürünlerdendir. Lakin milliyetperver Kafkaslılar altmış yıl önce de atalarının kulağında sürekli olarak duyulan özgürlüğün sesini dinlemekten vazgeçmeyeceklerdir. O ses ki, o zaman da olduğu gibi bu zamanda da eski bir Çerkes atasözünün diliyle şöyle bağırmaktadır:

Düşmanlarının dostları da senin düşmanlarındır... Unutma!..

 

Murat Atrışba

16.12.2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

© KKC 100. Yıl